DEREYİ UNUTAN İNSAN, SELİ HATIRLAR

DEREYİ UNUTAN İNSAN, SELİ HATIRLAR
Eskiden kış başkaydı…
Yağmur yağdığında toprak kokardı, dereler coşardı ama kimse korkmazdı. Çünkü suyun yolu belliydi. Doğa kendi düzeninde akıp giderdi. İnsan, doğanın yoluna değil; doğa insanın yoluna yön verirdi.
Sonra biz değiştik.
Akan derelerin yataklarını kendi ellerimizle kuruttuk.
“Boş alan” dedik, doldurduk.
“Değerlendirelim” dedik, beton döktük.
Kimi dere kenarına bina yaptık, kimi yere seralar kurduk.
Suyun asırlardır kullandığı yolu, bir imar planı çizgisiyle yok saydık.
Peki şimdi sormayalım mı?
Bu dere yataklarını kim imara açtı?
Kim bu yapılaşmalara izin verdi?
Kim “bir şey olmaz” dedi?
Yağmur suçlu değil.
Yağmur her zaman yağdığı gibi yağıyor.
Su, her zaman aktığı yere gitmek istiyor.
Unutan biziz.
Biz dereyi unuttuk.
Ama dere bizi unutmadı.
Yağmur başladığında biz geçmişi sildik sandık.
Oysa doğa hafızasını hiç kaybetmez.
Toprağın altındaki eski yatak, eski yön, eski akış… Hepsi yerinde durur. Ve gün gelir, su o yolu yeniden bulur.
İşte o gün geldiğinde adına “afet” diyoruz.
Oysa bu, doğanın cevabıdır.
Sel bizi cezalandırmaz.
Sel sadece hatırlatır.
Doğanın hakkını gasp ettiğimizde, bedelini yine doğanın diliyle öderiz. Betonla kapattığımız dere, bir gün betonun üstünden geçer. Çünkü suyun sabrı vardır ama unutma yeteneği yoktur.
Şimdi kendimize dürüstçe sormalıyız:
Suçlu biz miyiz?
Yoksa sadece yağan yağmur mu?
Gerçek şu ki; mesele ne yağmur ne de kaderdir.
Mesele, doğayla inatlaşan insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesidir.
Eğer hâlâ ders almazsak,
Bugünün seli yarının tekrarı olur.
Ama hatırlarsak…
Derelere yeniden yol verirsek…
Doğayı düşman değil, rehber kabul edersek…
O zaman kış yine eskisi gibi olur.
Yağmur korku değil, bereket getirir.






